| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

AHMET ABİDEN

4 "insan" etiketi kullanan gönderi "insan" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

şanlıurfa mevlevihane 1910

 

Şanlıurfa Mevlevihane önünde çekilen 1910 senesine ait bu fotoğrafta adı geçen zatlar 1740 senesinde Haydar derle ile dedemiz Hacı Abdülhamit Urfa Mevlevi hanesini inşa etmiş ve ilk TASAVVUF Müziğine bu tarihte başlamıştır.

Daha sonraları Mıkkım Tahir halk müziğini ve yöreye has apayrı makamlarla sıra gecelerine taşınmıştır.

İşte başlangıçtaki bu serüven dilden dile gönülden gönüle bugüne kadar devamlı çoğalarak tüm yöreye yayılmıştır.

Kâinatta iki tip insan vardır:

       1. Şan şöhret makam ve para sahibi İNSANA önemli insan denir.

       2. İlim irfan karakter ve gönül zengini İNSANA değerli insan denir.

Her ikisi de bir çaba ve çalışmanın neticesidir. Ancak önemli insan geçicidir. Değerli insan ise kalıcıdır.

Bence ömür çaba ve gayretini Değer İNSAN yolunda harcamak güzel bir iş olsa gerek

BİR YAŞAM TARZI

BİR YAŞAM TARZI

Haktır O. Esirgeyen, bağışlayandır.

Allah, yücelerin yücesi ve âlemlerin Rabbidir.                                

Hürmet et, iyilik göster ana-babaya

Mutluluk ondadır. Yardımcı ol; çaresizce, fakire ve akrabaya

En zengin de olsan; ne israf, nede cimrilik et.

Tek rızk endişesiyle çocuklarına kıyma; Allah'a şükret.

Alacaksan helâlinle al; gayrisine ne lüzum var.                              

Sevmek, yaşamak güzel; öldürmenin kime faydası var?                   

Alma zorla yetimin malını! Onunda bir Allah'ı var.                          

Fakat bil ki: Ölçü ve tartıda da bir hayır var.

Düşme üstüne bilmediğin konuların.

Öyle kibirlenme; bellidir senin de sonun.

Ne malım var diye övün, nede sevin.

En güzel ibadettir; insana yardım etmenin.

Rabbine tövbe et ki: Cennet Bahçesi olsun yerin.

Muharrem VARDAR

YAZGIyazgı,halil,ahmet,asaf,

  YAZGI

Annem Minteha’dır Halil'dir adım

Safiye den olmadır nüfuz cüzdanım

Bunda benim yoktur suçum günahım

Doğuştan yazılmış yazgım bu benim

 

İsmime bir nüfus çıkarmamışlar

Öleceğim diye hiç bakmamışlar            

Halil olan adımı Asaf koymuşlar

Doğuştan yazılmış yazgım bu benim 

Ahmet Asaf ölmüş ben yaşamışım               

Halil adı yerine Asaf kalmışım          

Acıyan her anneden sütüm almışım

Doğuştan yazılmış yazgım bu benim 

Koşacak uçacak duracak oldum              

Acılı sevinçli günlerle doldum                     

Bazen açtım bazen de soldum                           

Doğuştan yazılmış yazgım bu benim 

Güzeli doğruyu hedef seçerken               

Dertleri kendime zevk edinirken               

İyiyi kendime dost edinmişken               

Yazılmış çizilmez yazgım bu benim 

Sevinci sefayı her gün arayan                        

Bahtı hep siyah beyaz olmayan                      

Acıyı çileyi tüm gün yaşayan                   

Doğuştan yazılmış yazgım bu benim 

Hayaller kaybolmuş gerçek gelmişti          

Hayatla savaşma gücüm yetmişti             

Koskoca elli yıl uçup gitmişti                   

Doğuştan yazılmış yazgım bu benim 

Kader ağlarını çok acı ördü                    

Dostlarım ağladı düşmanlar güldü         

Kapkara saçlarım beyaza döndü            

Doğuştan yazılmış yazgım bu benim 

Dileğim bu yazgı gelmesin size                     

Yaşam mutlu olsum TÜM hepinize        

Yazmaya çalıştım BENİ ben size                 

Yazılan YAZGIM'dır yazgım bu benim 

SÖZÜN ÖZÜ

İnsanlar İrade Akıl ve gücü nisbetinde yaşantısını sürdürebilir. İşte buna insanın cüzi ihtiyarı denir.Bu cüzi ihtiyarinin dışındaki insan yaşantısı ise tamamen kainatı yaratan yüce Allah'ın emri dahilindedir, işte buna da YAZGI denir.Buna da inanmak gerekir..Akıllı düşman akılsız dosttan daha faidelidir. 

H.Ahmet Asaf Döner

HAYATIMIZ

 

HAYATIMIZ

     İnsan hayatı hakkında bildiğim en acıklı şeylerden biri, her birimizin yaşamaktan uzaklaşmaya pek istekli olduğumuzdur. Elimizdeki belli olan şeylerden zevk alacağımız yerde ufkun ötesindeki tılsımlı şeyleri hayal eder dururuz.

     Bizim hayat düzenimiz ne gariptir! Çocukluğumuzdan yaşlılığımıza kadar geçen sürede kalıplaşmış bir takım sorulara hedef oluruz. Küçük çocuk: "büyük çocuk olduğum zaman" der. Bu ne demek? Büyük çocuk: "büyüdüğüm zaman" der. Büyüyünce "evlendiğim zaman" der. Evlenince ne olacak? Şu yolda düşünecek: "işten çekildiğim zaman" işten çekildiği zaman gelince döner, geçtiği yola bakar; güya o yolun üzerinde soğuk bir rüzgâr esiyor gibidir. Hiçbir şeyden istifade edememiştir.

     Bir yalnızlık hissi ile kendini sonbaharda dökülen yaprağa benzetir. Bundan sonrası için verilecek cevap ümitsizlikle, pişmanlıkla ve boşa geçen zamanın verdiği deneyimlerle doludur. "biz artık kocadık, bizden geçti, yediğimizi yedik, içtiğimizi içtik. Bizim tek beklentimiz bu dünyadan göçmemizdir..."

     Kısacası bütün bu devreler sonunda öğrendiğimiz şudur: Hayat yaşadığımız andadır. Her günün, her bünyesindedir. Her zamanın ayrı bir tadı, mutluluğu ve sevinci vardır. Fakat bunu nedense geç öğrenmesine öğreniyoruz da niçin uygulamıyoruz?

Muharrem VARDAR